7 Mart 2014 Cuma

BURKE AND HARE (2010)

1800'lerin İskoçya'sına teşrif ettiğimiz film. Başkent Edinburgh o zamanlar tıp fakültelerindeki ilerlemeyle meşhur.Şehirde o zaman iki tane tıp okulu var.Barclay's Anatomi Okulu ünlü cerrah Robert Knox(Tom Wilkinson) tarafından yönetiliyor.Diğeri de İskoçya Yüksek Cerrahlık Koleji   Profesör Alexander Monro (Tim Curry) tarafından yönetiliyor.



Hal böyle olunca iki doktor ciddi bir rekabet içerisinde oluyor. 
Özellikle de konu tıp öğrencilerin öğrenmesini sağlayacak kadavralar olunca. Cesetleri en yüksek teklif verenin aldığı dönemde Monro bir uyanıklık yapıyor ve meclisten kadavralara direkt sahip olacağı bir yasa çıkartıyor. Knox ise artık mezar hırsızların çaldığı çürüme aşamasına gelmiş kadavralara kalmıştır.

Filme burada William Burke (Simon Pegg) ve William Hare (Andy Serkis) dahil oluyor. İkili bir türlü bir baltaya sap olamamış,üçkağıtla üç beş kuruş kazanmaya çalışan bir türlü uslanmayan iki karakterdir.
Hare'nin eşi Lucky'in(Jessica Hynes) kiracılarında birinin ölmesinin ardından cesedi atacak bir yer ararken şans eseri yaptıkları bir konuşmadan cesetleri kadavra olarak satabileceklerini öğrenirler.


Knox ilk cesedi aldıktan sonra Hare etrafta birilerin ölmesini beklemek yerine kadavra olarak satmak için birilerini öldürmenin gerektiğini düşünüyor ve arkadaşı Burke'e fikri çıtlatıyor.
İlk başta buna gönüllü olmayan Burke ,Ginny Hawkins( Isla Fisher) ile tanışınca fikrini değiştirmek zorunda kalıyor.


İkilinin sonu iyi görünmeyen macerasını adım atıyoruz böylelikle.

Film hakkında yorumuma gelirsek öncelikle belirteyim bu film gerçek bir olaydan esinlenilmiş.
Zamanında en az 16 kişiye kadavra olarak satmak için öldüren Burke ve Hare diye bir ikili varmış.Hatta kurbanlarını boğarak öldürmek için geliştirdikleri metoda Burking adı da verilmiş.
Yani bayağı acımasız bir hikaye mizahi bir dille bize aktarılmaya çalışılmış.Kara mizah olsa gerek.
Gerçi bana kalsa filmin gerçekliğini bilmeyen birinin bariz bir şekilde komedi olarak nitelendireceği bu işte bir terslik var moduna girmeyeceği bir film.
IMDb ise farkını ortaya koymayan filme 6.1 vermiş. IMDb'de aldığı puanın büyük kısmının hikayenin gerçek olmasına borçlu olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi  bu benim düşüncem. 
Bu arada filmin yönetmenine de es geçmeyelim John Landis .Açıkçazı 1800'lerin bayağı başaralı yansıtıldığını düşünmekteyim. Ama nedense böyle zalimce işlenen cinayetleri esprili bir şekilde anlattıklarında içim sızlamadı değil.
Ama İskoçya havası soluyup 1800'lere dönmek isteyenler için önerebilinicek bir film


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...