15 Nisan 2014 Salı

THE TOURIST-TURİST (2010)

Angelina Jolie ve Johnny Depp'i buluşturan Venedik manzaralı film.
Film  Elise Ward'ın(Angelina Jolie) kanundan kaçan sevgilisi Alexander Pearce'den uzun bir aradan sonra haber almasıyla gelişen olayları anlatıyor.
Rus çetesinden 2.4 milyar dolar dolandırdıktan sonra kaçıp estetik ameliyat olan Pearce Londra Emniyet'inde kaçmaktadır. Çünkü yasa dışı 744 milyonluk mal varlığına sahiptir.Ve ona  takık bir polisin olduğunu söylemek gerek.John Acheson (Paul Bettany) onu yakalamak için elinden geleni ardına koymayacaktır.

Pearce polisleri atlatmak için yeni yüzünü bilmeyen sevgilisinde yardım ister. Şu trene bin ve boyu benim boylarımda olan birini polislerin ben olduğuma inanmasını sağla diyerek talimat verir. Elise bu talimata uyar. Ama Londro polisi Paris'te bile onu takip etmektedir. Polis Elise'nin her adımında yanında olduğu için trende yanına gidip oturduğu  Frank Tupelo'u (Johnny Depp) polis Pearce zanneder.



Matematik öğretmeni Frank Elise'den o kadar etkilenir ki Venedik'te Elise tekrar yoluna çıkıp onu yanına davet edince tereddütsüz kabul eder.

Ve Londra Emniyet'ini bile arka planda bırakacak bir sorunla karşı karşıya kalırlar. Reginald Shaw (Steven Berkoff) yani Pearce'nin parasını çaldığı Rus Pearce'nin ortaya çıktığını duymuş ve Frank ile Elise'nin  peşine takılmıştır.

Frank şans eseri gerçekleşen bir tanışmanın ardından kendini pek çok silahın hedefi olarak bulur.
Ve onun için kaçış kovalamaca başlar.

Benim yorumuma geçmeden filmin aklımda kalmasındaki en büyük etken Johnny Depp'in o zamanki sevgilisinin seti bastığına dair haberler okumamdı. Şimdi o haberi bulamadım ben mi yanlış hatırlıyorum diye düşündüm ama seti basmadıysa bile filmi sansür uygulatan ve huzursuzluk çıkaran bir sevgili var.Yani bayağı olaylı bir film.

Filmi izledikten sonra IMDb puanına baktım 5.9. Yorumları okudum kısa uzun fark etmez genel olarak bolca ağır eleştiri yapılmış.Artık filmi oyuncuları es geçmişler verdikleri puanları Venedik manzarasına vermişler o derece.

Hayır IMDb biraz yüksek olmalı diye düşünürken bu kadar eleştiriyi okuyunca şok yaşamadım değil. İlk olarak en büyük eleştiri Johnny Depp'e gelmiş. Karayip Korsanları filmindeki Jack Sparrow rolüyle kıyaslamalar yapılmış bolca. Ve işte o an bir oyuncunun en büyük hayalinin en büyük kabusa dönüştüğü an. Bir filmde rolüyle bütünleşip o rolü dört dörtlük yansıtan oyuncu artık şundan korkmalıdır ki diğer filmlerinde hep oradaki performansı aranıp objektif bir eleştiriye hak bulamayacaktır. Evet Jack Sparrow'daki muazzam performansı bu filmde göremedik doğru gözler o performansı da aramıştır doğru ama bu kadar eleştirilecek kadar kötü bir performansta yoktu ortada. Sonra Jolie'nin zayıflığına değinilmiş bolca hayır sanki senaryoda obez bir bayanı canlandırması gerekiyordu da inadına zayıflamış sanırsınız.


Sonra kurgunun sıradanlığına değinilmiş.Evet bu tarz filmlerin en acı gerçeği şu ki kurgu çoğunlukla aynı yönde işler. Devletten kaçan bir kadın bir erkek vardır. Peşlerine genelde yakaladı mı öldürecek kötü bir adam düşer. Mutlaka ikiliden biri masumdur,mağdurdur. Erkek çok yakışıklı kadın çok güzeldir. Birbirlerini kullanırlar ama mutlakada aşık olurlar. Filmde ilerler gider. Artık yabancılar o kadar alışmış ki bu tarz filmler çok popüler oyunculara rağmen gişede sağlam bir başarı elde edemiyor.

Peki nedir bu kadar ağır eleştirinin sebebi?Aşırı beklenti bence. Florian Henckel von Donnersmarck hem yönetmiş hem de senaryoya katkıda bulunmuşken, Angelina Jolie ve Johnny Depp başrolü kapmışken, mekanda Venedik olmuşken hayranlar hemencecik beklenti içine giriyorlar. Ve filmden çıkar çıkmaz yaşanan hayal kırıklığı da böyle dışa vuruyor.
Peki ben bu filmin avukatı mıyım? Yok mu bu filmin bir kusuru. Valla avukatı falan değilim. Herhalde öyle bir film olsa vizyona girdiğinde koştur koştur gider izlerdim. Ya da bilemedin ilk yılı içinde izlerdim. Ama 3 yıl sonra izlemişim bu filmi yani ilgim belli.
Gelelim filmin kötü yönlerine ilk olarak Jolie için varlığı yeter bazında bir izlenim çizilmiş. Tamam kadın çok güzel ama her yerde dönüp 3 kez 5 kez bakılmaz. Sanki oyunculuk yok güzellik var. Hayır biraz izin verilse oynayacak aslında. Ama yok sen alımlı çalımlı yürü yeter emri verilmiş.

Konu ilerleyiş yukarıda da söylediğim gibi tekdüze.
Ve sonu izlemeyenler okumasın!!!
Evet sürpriz bir son ama kafaya soru işareti koyan bir son. Şimdi Frank Pearce ise kimlik değiştirmek çok kolay ve iz bırakmaz olmalı çünkü Londra polisleri o kadar parayla her şeyi yapacağına emin ama pasaporttan araştırdıklarında hiçbir şey bulamayacakları o zamanda Pearce olduğundan emin olacaklarını düşünüyorlar  Madem Pearce bu kadar kolay kimlik değiştiriyor polisler neden bunu imkansız olduğunu düşünüyor. Vayy polisler salak mı yoksa?

2. nokta trende Elise nasıl Frank'ın yanına oturuyor?Ona aşkı o kadar büyük olduğu için mi onu seçebildi?Tamam bu teori iyi güzel ama Elise bir süre onunla takıldı o kadar aşıksa hiç mi fark etmedi bu adamın Pearce'e benzediğini. Bu aşk o kadar insanın içinden onun koltuğuna oturtuyorsa aynı aşk bence ona onun Pearce olduğu fısıldamalı. Bunun için üretebileceğim tek teori Pearce treni ayarlamıştır. Kimi karşısındaki koltuklarda  sevgiliyse oturunca  Elise için pek seçenek kalmayacağını düşünmüş olabilir.(Kabul bu da uçuk bir teori ama cidden Elise onun  yanına hasbelkader oturmadı yani)

Benim ortalama bulduğum ama bu tarz filmlere sevgimden dolayı sevdiğim ama oyuncular düşünüldüğünde büyük beklenti ile izlenilmemesi gereken bir film.
Dip not:İzlemediğim için yorun yapamasam da bu film Anthony Zimmer filmini yeniden uyarlanmasıymış. Ve ona göre de vasat kaldığı için eleştirilmiş. 
2. Dip not Frank casus romanları okuyan bir karakter es geçmemek gerek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...